REKLAMI GEÇ

DÖRT KONU

1 Şubat 2018 Perşembe

Sezonun ikinci yarısının çok iyi başladığı söylenemez. Yapılan takviyelere rağmen sahada çok az bir ışık görmek herkesi üzmüştür…
Adanaspor maçının ilk yarısı oldukça endişe vericiydi. İkinci yarıda oyuncu değişiklikleri ile skoru açan Denizlispor biraz da rakibin oyun disiplininden kopması ile görece daha rahat bir 45 dakika geçirdi.
Ne olursa olsun ikinci yarıya galibiyetle başlamak son derece önemliydi. Bu ilk galibiyet ligde kalma konusundaki ısrarın bir göstergesi olarak okunmalı. Havlu atmış havası dağılıp yerine kararlı bir takım getirdi.
İstanbulspor maçı ise tam bir kabus oldu. Özellikle ilk yarıda üç top yapamayan bir takım vardı.
Maçın ikinci yarısının bir bölümünde takım kendini toparlasa da yeterli değildi. Ne puan çıkarmak için ne de bundan sonraki lig serüveni için…
Bu maç ise başka bir kararlılığın göstergesi olacaktı. Play-off oynama istek ve umudu bu maçın skoruna göre şekillenecekti. En azından Denizlispor’a gönül verenlerin gözünde durum böyleydi.
Kazanmak muhteşem olurdu ama beraberlik de hedef koymak için yeterliydi.
Açıkçası kimse bu oyunu beklemiyordu.
Teknik Direktör Reha Erginer’in artık bir şeyler yapması gerektiğine inananlardanım. İlk yarıdaki kadro sıkıntısını kısmen aştı. Takıma takviyeler yaptı.
Artık bilgisini ve çalışkanlığını sahaya ve skora yansıtması gerekliliği ortada.
Camianın beklentisine yanıt verebilecek mi önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Fakat öyle çirkin bir maça denk geldi ki, durum bir anda çok kritik bir hal alabilir. Ya da önümüz açılabilir.
Eskişehirspor maçı inanılmaz derecede hayati. İlk yarıda rakip sahada berabere kaldığımız bu takımı içeride koşullar ne olursa olsun puansız göndermek zorundayız. Beraberlik bile tahammül edilecek bir skor değil. Bu da Denizlispor adına dezavantaj gibi duruyor.
Alınacak bir galibiyet ile ‘oh’ diyebileceğimiz bir sıralamaya yükseleceğiz. Burada kazanılan puanların sonrasında gelecek her takı bizi alttaki üçlüden ağır ağır uzaklaştıracaktır.
Huzurlu bir ikinci yarı geçirmek istiyoruz. Bu konuda artık söz hoca ve futbolcularda. Yeterince üzdükleri Denizli halkını artık rahatlatacaklarını ümit ediyorum…

**

Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm fakat fırsat bulamadığım bir konu daha var…
Merkezefendi Belediyesi’nin basketbolda Yüksekçıta Koleji’ne destek olma meselesi… Sosyal medyada Denizlispor dururken neden bir basketbol takımına destek olunduğuna ilişkin çok şikayet ve eleştiri okudum. Baştan söyleyeyim tamamı haksız.
Spor deyince bir kesimin aklına bir tek futbolun gelmesi kabul edilebilir bir şey değil. Bir tek futbolla kent insanının tamamını memnun edemezsiniz.
Kaldı ki Denizlililerin Denizlispor’a ne kadar önem verdikleri de ortada. Maçlardaki seyirci sayısından yaptıkları kampanyalarda elde ettikleri gelirlere kadar pek çok veri var.
Bir kenara terk edilen basketbol ve diğer spor branşlarının da desteğe ihtiyacı var. Üstelik Yüksekçıta Koleji profesyonel ligde oynayan bir takım.
O da gittiği her yerde Denizli’yi temsil ediyor. Denizli basketbol camiasının saygı duyduğu bir şehir. Dikkatle izleniyor. Buna geçmişte önemli başarıların altına imza atan Denizli Basket camiasının katkısı çok büyük.
Kent insanının ilgisi ve günden güne artan sponsorluklar da, ciddi gelir bunalımı içindeki bu branşta Denizli’yi ayırt edici bir özellik.
çıkçası bu alanda tüm ülkeye ışık yakan bir kent. Bunları görmezden gelerek yerel yöneticileri hedef tahtasına oturtmak kabul edilemez. Aksine popülerliği değil gerçekçiliği seçtikleri için teşekkür bile etmek gerekir.
Takımın durumuna gelince… Yeni bir platformda. Artık bölgesel ligdeki acemilikleri kaldıracak bir atmosfer yok. Bu nedenle ilk yılı deneyimleme yılı olarak kabul edilmeli. Bir de yükselme konusu bir ekonomi meselesi.
İlgi ve gelir arttıkça hedefler de doğru orantılı yükselecektir. Kimin yaptığına, hangi isim altında olduğuna bakmaksızın Denizli’nin bu alanda yarışçı bir takımın varlığına ihtiyacı olduğunu anlamak lazım…

**

Antalyaspor takım otobüsüne Denizli’de bir saldırı oldu malumunuz.
Garip bir kentiz. Taraftarımız fair play ödüllü diyoruz bir yandan… Sporda şiddetin önlenmesine ilişkin ilk ciddi adımların atıldığı, tüm ülkeye ‘olabilir, yapılabilir’ enerjisini dağıtan bir kentte takım otobüsüne saldırı…
Kabul edilebilir bir şey değil. Kimin yaptığı ortaya çıkmadı, çıkacak gibi de görünmüyor. Emniyet kaynakları bir saldırı değil başka bir araçtan seken bir taş olduğunu paylaşmıştı benimle… Büyütülecek bir konu olmadığı fikrindeler.
Beni ilgilendiren ise Denizlispor kulübünün olayın hemen ardından bir açıklama yaparak sanki Denizlispor taraftarları olayı üstlenmiş gibi bir algıya yol açmasıydı.
Bu tip konularda biraz daha sabırlı olmak, sağduyulu davranmak lazım. Kaş yapayım derken göz çıkarmamalıyız.
Açıklama içeriğindeki ‘Bir kaç kişinin yaptığı tüm camiaya mal edilemez’ bölümüne ise tamamen takık durumdayım.
Bunu her olayda hemen her kulübümüz kullanıyor. Münferiden yapılan olaylardan tüm camianın sorumlu tutulmaması isteniyor. Camialar hangi durumlarda sorumlu tutulacak peki…
Biz zaten hiçbir konuda sorumlu filan tutmuyoruz ülkece… Futbolumuz başta olmak üzere tüm branşlarımız batakta… Kaldı ki bir kaç kişi de olsa o camianın bir parçasıyla, o camia kendi konumu hakkında artık bir karar vermek zorundadır.
Yasalar uygulansa sorun kalmaz ama yöneticiler bu memlekette karakoldan taraftar kurtarıyor daha ne olsun…
Sporda şiddet konusu Antalyaspor otobüsüne yönelik saldırıdan bağımsız olarak, kapsamlı bir şekilde ele alınmalı ve ülke genelinde çözüm üretilmeli. Kurallar ve yasalar kağıt üstünde kalmamalı…

**

Şu galibiyet fotoğrafını görmüşsünüzdür. Denizlispor Adanaspor maçı sonrası tüm takım yönetim filan herkes sahanın içinde… Sanıyorum o tablodan disipline sevk de gerçekleşti ama Allah’tan bir ceza gelmedi.
Birincisi o kadar insanın görevli ya da  görevli olmayan kişilerin saha içinde ne işi olduğu… Yanlış anlaşılmasın maç günü görevli olanların da saha içine giriş izinleri yok.
İkincisi bizim organizasyon beceri ve kalitemiz çok düşük futbolda. Sadece Denizli özelinde değil büyük derbilerimizde bile saha içi ve kenarları pazar yeri gibi…
Steril bir alan yok. İlla ki izleyici olarak dikkatinizi dağıtacak pek çok görsel çirkinlik ve kalabalık.
Polisin ve özel güvenliklerin kaotik görüntüsü, maç bitişlerinde yedek kulübelerindeki kişilerden stat görevlilerine kadar herkesin saha içine dalışı çok sık yaşanan fakat benim alışamayacağım bir görüntü.
Saha içi ve kenarında bu kadar insanın olmaması gerekiyor. Seyirci tribünde. Emniyet tedbiri de tribünde alınmalı.
TFF’nin talimatları var. Maç bitse de yeşil alan içine giremezsiniz. Ama maalesef bizde direkt teknik adam ve futbolcular içeri giriyor. Kimse bundan dolayı ceza filan da yemiyor. Denizlispor’da ise Adanaspor maçı sonrası fotoğrafta bir ben yoktum. Oysa ki benzer bir görüntüden dolayı ceza yemiştik.
Üçüncüsü o fotoğrafta ters giden bir şey var. Elbette insanlar sevinçlerini paylaşsınlar, doya doya galibiyeti kutlasınlar. Fakat şampiyon olmuş pozu da nedir…

Sadece bir maç kazanıldı. Üstelik hala ligin en alttaki üç takımından biriyiz. Ne bir eşik geçildi ne de kupa kaldırıldı.
Dahası takım bu ruh haliyle çoktan ödüllendirildi. Tansiyonu düşürmemek lazım. Ödül almak için daha çok galibiyetler gerekli.

Kaldıki bazı yöneticiler maçtan sonra primleri yükseltmiş. Prim Türk futbolunun kanseridir. Haydi anlıyoruz düzen böyle. Daha ilk maçta prim artırmak da nedir…
Bu takım yarın play-off eşiğine gelirse ya da ligde kalma mücadelesi verirse ne kadar prim belirlenecek. Bize yaşattıkları eziyetleri unutmamak lazım.
Üstelik bu paralar kulüp adına haybeden veriliyor.
Son olarak o fotoğrafta deşarj olmuş yöneticileri görüyorum. Haklı olarak… Bu kadar büyük sıkıntılardan sonra bir galibiyet mutlaka gerekliydi. Bu insanlar yalnız bırakıldı. Tek başlarına verdikleri mücadeleden alınları ak çıkmak istiyorlar. Ama bu takım onları ne kadar anlıyor bunu zaman gösterecek…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı..