REKLAMI GEÇ

BU GİDİŞİN FATURASI ŞİMŞEK’E KESİLİR

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Denizlispor’da teknik direktörün kim olacağının belirleneceği günlerde seçenekler arasında Yusuf Şimşek ile birlikte pek çok teknik adamın ismi yer alıyordu.

 

Hatta bazı teknik adamlarla görüşülmüş, pazarlık yapılmış fakat anlaşma sağlanamamıştı. Yusuf Şimşek adı olgunlaşmaya başladığı sıralarda bile görüşmeler başka isimlerle de sürüyor, ön anlaşma yapılıyordu.

 

Yönetim içinde bir kanat özellikle Yusuf Şimşek’in takımın başına getirilmesini çok istedi. Ama Denizlispor’un yeni teknik patronunu belirleyen en önemli unsur futbolcuların kendisiydi. Yöneticilere Yusuf Hocayı istediklerini açıkça söyleyen, yeni sezonda Şimşek ile birlikte çok daha başarılı olunacağının sözünü veren futbolcular vardı. Takım tarafından talep edilen bir hoca da göz ardı edilemezdi. Sonuç olarak Yusuf Şimşek’e takım emanet edildi.

 

***

 

Geçen yıldan farklı olarak futbolcular için çok daha iyi bir yönetim kulübün başına gelmişti. Kalan alacaklarını ödediler, peşinatlarını verdiler. Yönetim futbolcuların aklında para soruları olmasın, tek düşünceleri takımın başarısı olsun istiyordu.

 

İki kamp dönemi geçirdiler. İyi bir hazırlık sürecini sorunsuz atlattılar. Bu aşamada kampları takip etme olanağım olmadı. Çok çalıştılar mı bilmiyorum… Ama fırsatları vardı.

 

***

 

Takımın transfer yasağı olduğu malum… İç transferde mutlaka bu oyuncularla anlaşma zorunluluğu olan yönetim ile pazarlıkta burunlarından kıl aldırmadılar.

 

Hatta sözleşmesi devam eden oyuncular bile ücretlerinde artırım istedi, kırılmadılar. İstediklerini aldılar.

 

Ve lig başladı. İlk olarak Adanaspor deplasmanına çıktılar. Meslektaşlarımın analizlerini okudum, maçın bir bölümünü izledim. Varlık bile gösteremediler. Hakem kötüydü, oyun planı bozulmuştu gibi bahanelerin arkasına sığınıldı.

 

Çalıştıkları şekilde gol yiyen bir takımın mazereti olamaz. Defansın arkasına atılan toplar konusunda sık sık uyarılmışlardı. Adana’da iki golü böyle yediler. Dahası, ev sahibinin kaçırdığı üç net pozisyon da bu şekilde geldi.

 

İşin özü akılları saha harici her yerdeydi. Tel tel dökülüyordu. Futbolculardan biri maç sonrasında ‘bireysel hatalardan gol yediklerini’ söyleyerek takım arkadaşlarını suçluyordu. Bir şey demedik, moralleri bozulmasın diye seslenmedik.

 

***

 

Ama görünen o ki, futbolcuların bu tür durumlar çok da umurlarında değil… Bütün bir kentin moralini bozmada bir çekince yaşamıyorlar. Kent ise onların morali bozulmasın diye sesini çıkarmıyor. Baskı yok, ‘neden maçı kaybettiniz’ diye soran yok.

Hep umut taşıyan bir taraftar var…

 

Bu taraftara verdikleri yanıt da İstanbulspor maçı oldu. Pozisyon üretmedi değiller… Ürettiler. Şanssız mıydılar? Evet şanssızdılar. Okan gibi iyi bir kalecinin kurbanı olduklarını bile söyleyebilirim.

Ama kardeşim organize tek bir iş bile yapamadılar. İki dönem kampı, hazırlık maçlarını, onlarca antrenmanı neden yaptınız? Ne çalıştınız Allah aşkına… Bu kadar dağınık, bu kadar kopuk, bu kadar maçtan uzak olunur mu? Bu şehre bunu yapmaya hakları var mı?

 

***

 

Peki ya hocalarına?
Türkiye’de konu malumdur. Futbolcuları gönderemeyeceğiniz için önce hocayı gönderirsiniz…

Önce şanssızsınızdır. Sonra hakemler sorunludur. Sonra sıra hocaya gelir…

 

Futbolcuların aldıkları bu skor, hocalarına ihanettir. Kendilerinin isteyerek takıma getirdikleri hocalarına yaptıkları kötülüktür.

 

Kariyerine yeniden bir başlangıç yapmak isteyen, kendi evinde, baba ocağında saadeti bulan, bir şeyler üretme, iyi işler başarma arzusundaki Yusuf Şimşek’e ihanettir

 

Yoksa hocanızı takımdan göndermek mi istiyorsunuz? Bu yaptığınız nedir?

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı..